20 Nisan 2006

bir filmi eleştirmek - 1 (hikaye ve senaryo)

ezeli ve ebedi, şansınız varsa biraz da edebi bir muhabbettir sinema muhabbeti. filmler gelir sinemaya, kimi gider o perdeye teslim eder kendini. kimi de salonun ışıklarını söndürür, teknolojiye biat olur; DVD, 5 artı 1 ses sistemi ve mısır patlatma makinası güdümünde. filmin nerede izlendiği nasıl kişisel bir tercihse perde ya da ekranda akandan zevk alıp almamak da öyledir. kimse de aksini iddia edemez.

ne var ki bir film hakkında "mutlaka izlenmesi gereken bir film" ya da "o kadar kötü ki nedenleri saymakla bitmez" gibi birbirine zıt gibi görünen ama temelde kısalık ve sığlıkta bütünleşen yorumlardan fazlasını yapmak ihtiyacı da duyulur bazen. sadece bir başkası size "film nasıldı" diye sorduğunda bile hissedersiniz bu ihtiyacı, kendinizi sorguladığınız anları beklemeniz gerekmez. işte ben de bir film hakkında (kendime özellikle) yorum yaparken hangi kıstasları kullandığımı paylaşmak isterim sizlerle.

hikaye:

en önemli noktalardan biridir hikaye. zira kişisel beğeninin oluşup oluşmaması hikayeye bağlıdır. sizin siyasi, sosyal, duygusal vb. kimliklerinize... bir nasyonel sosyalizm sempatizanı "elveda lenin"den asla zevk alamayacak, hatta daha ilk aşamada tercihini filmi izlememekten yana kullanacaktır. ya da asosyalliği gerçekten kendi tercihi olan bir insan "road trip" gibi zaman geçirmelik filmlere tenezzül etmeyecekken, aşık olmayı özleyen biri (bir ilişki yaşıyor olsa dahi) "nothing hill"i defalarca salya sümük izleyebilecektir. (evet erkekler de ağlar) bir homofobiğe "hamam"ı nasıl izlettirebilirsiniz?

ne var ki sadece yukarıda sağdığım noktalar baz alınarak yapılacak eleştiri o kısa ve sığlardan olacaktır. bu yüzden hikayenin öneminin kişisel yanını yadsımadan, hikayeyi bir film eleştirisinde ön plana çıkarmamak daha sağlıklıdır. zira sağlıklı bir eleştiride hikaye değil senaryodan bahsedilmelidir.

senaryo:

filmin belkemiğini oluşturur senaryo. hikayenin eksiklerini ve hatta kısalığını kapatabilir ya da tam aksine (bazı muhteşem kitapların uyarlamalarında şahit olduğumuz gibi) mükemmel bir hikayeyi ziyan edebilir. izleyiciyi filmin içine çeken ve anktrakt gelip çattığında mısırın nerede satıldığını değil de ikinci bölümün ne zaman başlayacağını düşündüren senaryodur. ve o senaryolar genellikle şu özelliklere sahiptir:

.: üç perdeli yapı:

filmin başında izleyiciye bir tasvir sunulmalıdır. neredeyiz, hangi zamandayız, kimlerleyiz vb. bu tasvir, ana karakterin (kahraman) çevresinde anlatılmalıdır. mutlaka ama mutlaka kahramanı bu yapının ilk perdesinde tanımalı ve onunla özdeşleşmeliyiz. (ben, bir çok sinema eleştirmeni ve akademisyenin aksine özdeşleştirmenin sadece olumlu olarak yapılması gerektiğine inanmamaktayım. izleyici bir seri katille de özdeşleştirilebilir. ne var ki olumlu özdeşleştirmeyle karşılaştırıldığında çok daha zordur ve bu çaba ciddi bir başarısızlığa uğrayabilir. bu tip olumsuz özdeşleştirmeyi en iyi yapanlardan biri tarantino'dur. seri katil, soyguncu vs.)

daha sonra özdeşleştiğimiz kahramana bir istek yüklenmelidir. (dış motivasyon) bu istek film boyunca asla kaybolmayacak, kahramanın "istisnasız" her davranışının sebebi olacak kadar kuvvetli olmalıdır. (flightplan: kızını bulmaya çalışan bir anne.) kahramanın dış motivasyonu yeterince kuvvetli değilse her çabası izleyiciye gereksiz ve saçma gelecektir.

ve filmin sonuna doğru tempo -çatışma- artmalı (çatışmadan biraz sonra bahsedeceğim) ve kahramanın isteği ya gerçekleşmeli ya da gerçekleşmemelidir. (iyi bir filmde özdeşleşme had safhadadır. bu yüzden istek gerçekleşmiyorsa izleyicinin gerçekten ikna edilmesi ve hatta "yatıştırılması" gerekecektir.)

.: çatışma:

kahramanın isteğine ulaşması ne kadar zorsa bu istek o kadar değerli görünür. kahramanın dış motivasyonunu kuvvetlendirebilmek için bir de düşmana ihtiyaç vardır. bu düşman kahraman kadar güçlü (hatta daha güçlü) ancak onun "gibi" olmalıdır. düşman (nemesis) da kahramanın isteği şeyin tam tersini en az onun kadar istemelidir. hikayede kahramanı her açıdan dengelemelidir. (iyilik - kötülük gibi.) neo ve agent smith bu dengelemenin en somut örnekleridir.

kahraman ve düşman arasındaki çatışma tek başına yeterli değildir. her ikisinin de iç çatışmaları olmalıdır. özellikle de kahramanın. bir de mümkün olan her sahnede daha küçük, daha zor farkedilecek çatışmalar kullanılmalıdır. kahramanın çevresiyle ya da doğayla. (yerçekimi en sık kullanılanlardan biridir)


bazı filmlerden çıktığınızda çok sevmediğinizi düşünseniz de iki saat sıkılmadan izleyebildiğinizi fark edersiniz. (benim için "flightplan" bunlardan biridir") bu durum hikayenin dahice olmaması ancak senaryonun kalitesiyle açıklanabilir. tabii ki oyunculuk, yönetmenlik, kurgu gibi faktörler de var. onlar da başka sefere umarım...


not: aslında motivasyon, çatışma ve üç perdeli yapı çok çok uzun konular. dramaturji diye bir bölüm olması da bunu gösteriyor. ben elimden geldiği kadar kısa tutmaya çalıştım. (valla)

4 yorum:

  1. ben kendi adıma teşekkür ederim çok aydınlatıcı oldu bu yazı

    YanıtlaSil
  2. rica ederim.. dediğim gibi aslında bu konular bu kadar kısa anlatılabilecek şeyler değil. ne var ki amacım sadece bazı filmlerden sonra "ben bu filmin hikayesini çok sevmedim ama 2 saat filmin içinden de çıkamadım" ikileminin sebeplerini açıklamaya çalışmaktı.

    YanıtlaSil
  3. gayet başarılı.. lakin, bence başına "aksiyon/macera türü için" eklemek gerekir deyu düşüneyazdım..

    YanıtlaSil
  4. aslında değil.. aksiyon macera akla ilk gelen tür çünkü orada tüm noktalar fazla somut. rakip dediğin kanlı canlı insan, çatışma dediğin silahlı, karateli dövüş.. bu biraz kolaya kaçmak.. üstelik para da getirdiği için bol bol aksiyon çekiliyor bu yapıyla özdeşleşen..

    YanıtlaSil

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.