18 Nisan 2006

"gen"e olmamış...

ön edit: "gen" filmini izlemediyseniz ve "aman yarabbim, bi fırsatını bulsam da izlesem bu filmi artık" diye kemiriyorsa içiniz içinizi işbu post'u es geçiniz. izledikten sonra beklerim.

----------

türkiye sinemasında son dönem "korku-gerilim" furyasının son halkası "gen". sinemamızın bu furyaya hangi aşamalardan geldiği hakkında da bir şeyler yazmak istiyorum ama öncelikle "gen"e odaklanalım.

osman yağmurdereli'nin harıl harıl gerilim senaryosu aradığı ve sipariş üzerine bir tane yazdırıp çekmeye hazırlandığı; sinema sektöründe sıkı bağlantıları olmayan birinin bile bu tür bir senaryoyla kolaylıkla yapımcı bulabileceği bir dönemde 21 yaşında, işin mektebini henüz bitirmiş bir isim, "şahan gökbakarın kardeşi" togan gökbakar 35 mm'lik bir uzun metraj çekmiş, ismini de "gen" koymuşlar. "gen"den bahsederken 21 yaşında uzun metraj çekebilmenin, 35 mm'yi kullanabilmenin ve de "yepyeni bir tür olan gerilim(!)" denemenin ne kadar zor, ne kadar takdire şayan ve ne kadar cici olduğundan dem vuramayacağım, kimse kusura bakmasın.

"gen"in hikayesi orijinal değil. bir kaç dakika içinde yardımcı hikaye, filmin yarısı gelmeden de ana hikaye çözülebiliyor. sinopsisi ilgi uyandırmıyor evet, ama daha kötüsü o hikayeden bir uzun metrajın nasıl çıkacağına dair sorulara gark ettiriyor insanı. izleyince bu sorunun cevabını öğreniyoruz: "çıkmıyor". 85 dakikalık süresi bile bir tevazu değil, israf. aynı noktaların defalarca işlenmesiyle elde edilmiş bir süre.

hikaye aynı zamanda ciddi hataları barındırıyor. tecrit mahkumuyla hiç karşılaşmadan rüyasında gören bir kadın doktor (ki bir cinayette sağ, diğerinde sol elini kullanıyor bu doktor ve sol elinin de erkek eli olduğunu öğreniyoruz) 29 yıldır hastanede olan herkesi öldürüyor. annesi hamileyken ona tecavüz eden hastanın peşine düşmek için yıllarca tıp okuyan bu zeki kadın, bu hastanın kendisi büyürken ölmüş olabileceğine ihtimal bile vermiyor.


senarist yazar, yönetmen anlatır. bazı anlatıcılar, bilinen vasat hikayeleri öyle güzel anlatırlar ki kimse hikayeden şikayetçi olmaz. togan gökbakar hikayenin vasatlığının farkında olacak ki farklı bir anlatıcı olmaya çalışmış. ne var ki gereğinden fazla kaçmış bu çaba. duayen olmayı başarmış yönetmenlerin en bilinen kamera hareketleri ve açılarından bir "best of" çıkarmak için uğraşırken hikayeye fazla müdahil olmuş. hele bir "tepsi taşıyan hemşire" sahnesi var ki aman aman! bu çabalar filmin büyük bölümünü kaplıyor ancak böyle gayretlere girmediği anlarda geleceği için iyimser olmamızı sağlamış togan.

bir de reklam meselesi var tabii. maalesef filmin reklamı yapılırken izlenen yollar (tecavüz sahnesi ile ilgili rutkay'ın açıklamaları gibi) hiç sağlıklı değil. evet para kazandırmaya başlayan bir tür olma yolunda gerilim ve yapımcılar da sadece bunu kıstas olarak alırlar. ne var ki bu türe ilgi gösterecek kitle televole zihniyetini samimiyetten kolaylıkla ayırabilir. hababam sınıfı tüm türkiye'ye hitap edebilecek bir konsepti iki filmde yedi bitirdi, şimdi üç buçuk atıyor. hedef kitle daha darsa ona göre hareket edilmeli. (ya da hiç edilmemeli "babam ve oğlum"da olduğu gibi)


filmin düştüğü hataya düşüp çok fazla uzatmadan toparlayalım. senaryosu ve yönetmenliği ile vasat bir film "gen". reklam zihniyeti oldukça itici. filmle ilgili en olumlu nokta görüntü yönetmenliği. gora'nın da görüntü yönetmenliğini yapmış olan veli kuzlu birçok yapımcı ve yönetmenin listesinde ilk sıraları zorlayacaktır. togan gökbakar ise bir sonraki filminde daha az bütçe bulabilecek gibi görünüyor. bu dezavantajı umuyoruz ki lehine çevirebilir ve atlantik okyanusunu aşarken türkiye'deki izleyicilerin de inancını kazanmış olur.


not: bu yazıda şahan'dan da bahsedilmiştir aslında. hikayenin sahiplerinden biridir. togan'ın böyle imkanlara sahip olabilmesinin etkenlerindendir. filmdeki rolü ise şahan hanesine yazılabilecek kadar ona ait değil.

konudan bağımsız not: hoşgeldim tahinpekmez'e.. hoşgeldim di mi? :)

son edit: yazıyı bir gün sonra tekrar okudum da, star gazetesi spor servisi kıvamında başlık atan kendimi kınıyorum.

4 yorum:

  1. hoşgeldin:)
    Kendi adıma şunu söylemeliyim: burada böyle eleştirileri daha fazla okumak isterim.

    YanıtlaSil
  2. hakkaten hoşgeldin birader.. sözüm diğer hoşgelip de göt büyüten blog sakinlerine: örnek alın ulan:)

    eleştiri de gayet eleştiri olmuş yani, az bi gidesim vardı o filme zerre kalmadı an itibariyle, en az 20 ytl kara geçiren bir eleştiri olduğu için alkışlıyorum:)

    YanıtlaSil
  3. harbiden hoşgeldin hocam. bir solukta izleyebileceginiz bir film ya da inanilmaz bir basyapit gibi The New York Times övgüleri beklemiyorduk Gen'e benide sahsen kâra gecirdiniz.

    YanıtlaSil

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.