19 Nisan 2006

Neden Hepimiz Barca'lıyız?















Çok eski geyik; hanımefendi, bembeyaz parmaklarını gözünüzün önünde savurarak yüzünüze parlayan gözlerinin bütün tatlılığı ile bakar, vişne çürüğü dudaklarının arasından kelimeler röfleli saçlarını savuran rüzgara paralel yüzünüze çarparken soru örz üzengi çekiç üçlüsüne düşer: "Aman canım hiç anlamıyorum siz erkekler ne anlıyorsunuz futboldan? 22 adam bir topun peşinde koşuyor.."

Hayır. Artık kadınlar da futboldan anlıyorlar. Artık çoluk, çocuk, genç, yaşlı, menopozlu andropozlu herkes futboldan anlıyor. Çünkü futbol, modern zamanların büyük arenası. Orada tarihi dövüşler yapılıyor, her maç binlerce insan çığlık çığlığa bu genç çocukların kahramanlıklarını izliyor. Zaferler Austerlitz gibi kutlanırken yenilgilerde kaçacak delik arıyor, hava bombardımanına tabi kalmış Dresden'liler gibi, gözlerinde yaşlarla işgal kuvvetlerine bakan Halide Edip Adıvar gibi hicranlara gark oluyoruz.

Futbol cesaret demek, Gerard'ın Milan maçında 3-0'dan sonraki isyanını başka nasıl izah edeceğiz? Futbol mücadele demek -90 dakika sonuna kadar-, futbol yenilgiyi kabul etmemek demek, futbol terinin son damlasıyla 35 metreden çektiğin şutun gidişatını izlerken bütün tribüne düşen sessizlik demek. Yalnız bu kadar değil, futbol zafer demek, futbol strateji demek, futbol savaş demek, futbol eğlence demek, futbol müzik demek ve futbol o güzelim şut sonrasında topun aldığı açıyla özdeş sanat demek. Her golde biraz daha edebileşiyoruz.

Futbol zaferleri, yenilgileri, düşüşleri ve isyanları gördüğümüz bir sahne ise onu yalnız bir top peşindeki 22 adam ile izah edemeyiz. Orada bir hayat vardır ve o hayat tribünden taşan müzikle, -tam da o noktadan kullanılan- bir frikikte, doksanıncı dakikada aniden ve hiç yoktan ortaya çıkan bir kontraatakta kendini gösterir. Hayatın olduğu her yerde ise mücadele vardır ve mücadelenin konusu hiç değişmez. John Wayne dublajında söylüyorum, futbol iyilerle kötülerin mücadelesine de sahne olur ve böyle bir mücadele varsa insanlar tarafsız kalamaz.

Endüstriyel futbol içerisinde mekanize olmuş, sanatsallığı göz ardı etmiş, itiş kakış didinmenin ve artık bıkkınlık verecek kadar sıradanlığın yer aldığı bir futbolumuz vardı. Zenginler kazanıyor, satın alınan futbolcularla zaferler arka arkasına geliyor, sistem adı verilen ve insanın midesini ağrıtacak kadar renksiz, heyecansız, düpedüz sıkıcı bir oyun ile ittir kaktır oynanan futbol ancak gri gözüküyordu. İşte Chelsea, işte Real Madrid, hiç bir sansasyonu olmayan, bireysel insiyatife yer vermeyen, bütün özgünlüklerin "taktik icabı" yok edildiği futbollarıyla, futbol dünyasını yerle bir ettiler. Yunan milli takımı tek gollü galibiyetleriyle Avrupa Kupasını aldığında herkes "Futbol bitti" diye korktu. 90 dakika vatan yahut silistre yapın, tek bir ortaya da kafanızı uzatacak kadar aklınızı başınıza alın, başarı gelecektir.

İsyan bir kez daha akdenizden geldi. İspanya'da sıradanlığa, bayalığa, birebirliğe karşı özgünlüğü, kendiliğini savunanlar, Katalanlar, Mimari'de Gaudi ile ne yaptılarsa, Maradona ve Cruyff ile neyi başardılarsa bir kere daha başarmak için ayağa kalktılar.

Barcelona bize futbolu geri verdi. Tek bir adam Ronaldinho, bugün sahada topla futbolu sanat yapmaktadır. Bu adam sahada koşuyor, top ayağına geldiğinde ise top dahi şaşkına dönüyor, magneto gibi, bu vodvilin ortasındaki altın kutu gibi parlamaya başlıyor. O topla oynarken hepimiz yüzündeki tebessüme deli oluyoruz. O ise bir başkasının eliyle yapamayacağı hareketleri yaparken, tam da o yerlere o topları atıp, tam da o çalımları ardı arkasına atarken, deliye döndürdüğü defans oyuncularına dahi futboldan keyif almayı öğretiyor ve her an hep topla bitmeyen sambasını sürdürürken bize futbolun yalnızca adam tutma, pres yapma, hayvan gibi koşmadan ibaret olmadığını gösteriyor: Futbol, topla oynanan bir oyundur.

Yalnız değil, Messi 18 yaşında sağ kanattan koşarken hepimizi mutlu ediyor, Etoo denilen bu adam yalnız futbol oynamıyor, ırkçılığa karşı da her maç savaşıyor. Binlerce Madrid taraftarı top her ayağına geldiğinde maymun sesleri çıkartırken bu adam koştu, savaştı, yapabileceği her şeyi yaptı ve o golünü attıktan sonra yumruğunu kaldırdı. Sahadan çıkarken maymun seslerinin yerini alkış alıyordu.

Deco, Xavi, Puyol bu adamlar futbol oynuyorlar. Ancak yalnız futbol oynamıyorlar, bunun felsefesini de pratikte gösteriyorlar. Zafer kazanmak için oynuyorlar ama hep centilmence, mücadele ediyorlar ama şıklığı unutmuyorlar, o güzel şutları çekiyorlar, saldırıyorlar, cepheden, kenardan ve bulabildikleri her delikten hızla sızıyorlar ancak yavanlığa, durağanlığa kaçmıyorlar. Bu adamlar topu seviyorlar, topun onları sevmesini beklemiyorlar. Ve her maç, bu centilmen çocuklar, kasten düşürüldükleri zaman bile gülerek ayağa kalkarak, ırkçılığa karşı başkaldırarak, bu sahada iyi bir şey yapmak istiyorlar. Bütün futbol otoriteleri dünyanın en iyi futbolcusu diye bas bas bağırırken "Nasıl dünyanın en iyi futbolcusu olabilirim ki, takımımın bile en iyi futbolcusu değilim. Biz de Messi var" diyebilen Ronaldinho mütevaziliğinde, kimseyi incitmeden insanları futbola çağırıyorlar.

Nedir iyi olan? Kuralları ve konumları belli bir rekabet ortamında para karşılığında emek sarfederken dahi diğerlerinin haklarını gözetmek olabilir mi? Kahramanlık binlerce insan size karşı renginiz nedeniyle bağırırken kulaklarınızı kapatarak işinizi yapmaya çalışmak ve maymun seslerine karşı yapabileceğiniz tek şeyle, gol ile, cevap verip sonra susmaktır denemez mi? Herkesin üstünde müttefik kalacağı kadar güzel oynamak ve sonra herkesi de güzel oynamaya davet etmek iyi ise, hep beraber zevk alalım diye bağırmak, insiyatif almak, adil olmaya çalışmak da olabilir. İyi olmak bir duruş meselesi ise, kasten bacaklarını kırmak için giren defans oyuncusunun üstünden zıplayıp sonra bir diğerini geçmek için koşarken yere düşürülüp sakatlanan ve oynayamadığı için ağlamaya başlayan Messi'nin isyanında, Barcelona iyidir. 40 metre topu sürüp, 6 defans oyuncusunu çalımlayıp sonra gol atan Ronaldinho'nun golünü kutlamak için takım arkadaşlarının üstüne koşmasında ve taraftarın mutluluk çığlıklarında iyidir.

Futbol, 22 adamın topun peşinden koşmasından fazlası. Bunu biliyoruz. Futbol, tribündeki insanlardan da fazlası, futbol bazen kazanmak için her şeyin yapılmaması gerektiğini de, her şeye rağmen kazanmayı da insanlara öğretebilir. Futbol bazen güzel oynamak için isyan etmenin değerini ve iyilerin, gerçekten "adil oynayanların" zaferlerini de kapsayabilir. Futbol umut verebilir.

Umuda ihtiyacımız var ve başlıktaki sorunun cevabı da bundan artık net, hepimiz Barca'lıyız çünkü dünyada hala umut var.

6 yorum:

  1. rahat yat İslam Çupi, Aethewulf çalışıyor:)

    YanıtlaSil
  2. Israr ediyorum sayin Kirca, futbol pek tabii ki 22 adamin topun pesinden kosmasi degildir. 21 adamin kosmasidir. 20 futbolcu+1 orta hakem. Kaleciler top pesinde kosmuyo bi kere, yan gelip yatiyolar top diplerine gelene kadar (bi hollandali efsane kaleci vardi, o gidip gol atardi, adini unuttum, o haric). yan hakemleri de pek top pesinde kosmuyolar, bize bi is cikar mi diye bakiyolar oyle.
    Barca barca ole!

    YanıtlaSil
  3. entrylerini takip ettiğim insanların biraz daha özgür olarak yazdıklarını okumak çok keyifli. yüreğine sağlık.

    milan maçında oynayan oyuncular:

    valdes*
    oleguer*
    puyol*
    marquez
    van bronckhorst
    edmilson
    van bommel
    iniesta*
    guily
    eto'o
    ronaldinho
    --
    motta*
    belletti
    maxi lopez
    --
    bir de gabri*, xavi* ve messi* var.

    be sezon kadroda oynayan 8 oyuncu altyapıdan. sadece ronaldinho'nun bonservisine büyük paralar harcandı. işte takım böyle olur. bu yüzden de barça ole ole!

    YanıtlaSil
  4. italyanca ve ispanyolcada kayık manasına gelir, amma buradaki kullanımı Barcelona takımının kısaltmasıdır..

    böyle de politikali korekt bi kimseyim, yersen:)

    YanıtlaSil
  5. vay be ne yaziymis mubarek. yogunluktan daha yeni okuyabildim ama tek solukta okudum. helal diyorum da baska bir sey demiyorum...

    YanıtlaSil

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.